H
ayatımızın düzenini bizler mi oluştururuz yoksa hazır olan, kurulu bir düzenin üzerinde mi yaşarız? Çoğumuzun da farkına vardığı bir durum olan aile, bizlerin doğuştan ergenliğin son evrelerine kadar bir kalıp içersinde büyümemize sebep olan kurumdur. Bu kalıbın dışına çıktığımızda ise toplumsal baskı, yasalar ve en sonunda bireysel limit önümüz çıkıyor.
Bu tür hormanel ve psikolojik evreleri aşarken karşımıza kırılma noktaları çıkar genelde. Başımıza gelen belirli bir kaç olay, içinde yaşamakta bulunduğumuz düzeni altüst eder. Benliğimiz bulmaya çıktığımız bu yolda kaybolduğumuzun farkına varmamız uzun bir zaman alır. Neticede kaybolduğunu ancak kaybolduğun vakit fark edebilirsin. Ne kadar çok yardım alırsan güvenli yollardan o kadar çok uzaklaşırsın ve birden o yardım ortadan kalktığında ne zaman kaybolduğunu bile bulamaz bir şekilde, deyim yerindeyse dona kalırsın... Toplumun sana dayattığı yaşam şeklini benimsemek seni bu düzenin içerisinde tutacağını sanıyorsan da yanılıyorsun, lakin ayna herzaman aynı görüntüyü vermez önemli olan güneşin altındaki cam olmaktır. Çünkü, cam olduğun vakit olayların arkasında ki gerçeği görmen de kaçınılmaz bir durumdur.
Gerçekler herzaman doğrular demek değildir. Herkesin bildiği bir gerçeği dile getiren kişinin günah keçisi misali cezalandırılması örneğini birçok kez herbirimiz daha öncesinde şahit olmuştur. Bu yüzden yasalar vardır. Gerçek veya doğru ayırtmaksızın konulan kanunların uyulmaması durumda cezalandırmalar, kişiyi yaptığı hatadan vazgeçmesi için vardır. Peki bu yasalar bizleri neden etkiler eğer yanlış yapmıyorsak veya kurallara aykrı değilsek. İçinizde bulunduğunuz ülkeyi seviyor veya sevmiyor olabilirsiniz fakat bu ülkede doğmayı siz mi seçtiniz veya bu kanunları sizler mi yazdınız? Cidden böyle bir Yasa Düzeninin olduğu Dünya da yaşamak için mi varsınız? İnsanlar ergenlik döneminde ailesinin koyduğu düzene baş kaldırırken, orta yaşta ise ülkesine baş kaldırır... Çünkü artık kendisi gibi düşüncelerinin de kapladığı boyut büymüştür.
Peki sonrasında ne olucak? Diyelim ki muhtemeş bir dünya bir dünya düzeni kurdunuz veya uyumadan önce hayalini kurduğunuz herşeyi gerçekleştirdiniz, sonrasında sizi ne bekliyor? Elde ettiğiniz onca şey sizlere ifade ettiği şey yerinizde başka birisi olsa ne ifade ederdi diye düşündüğünüzde aklınıza ne geliyor. İpucu vermeden önce sizleri biraz düşünmeye sevk etmek istiyorum. Öncelikle derin bir nefes alın ve sonrasında çevrenize 360 derece olacak şekilde bir göz gezdirin sonrasında ufak bir ses bir harf söyleyin ve kendi sesinizi işitin bu ses tam olarak ne ifade ediyor, ve son olarak herşey ne içindi sorusunu yöneltin.
Ölüm ölene kadar elde edemeyeceğimiz tek gerçektir. Bizleri bu düzenin son noktası olan ölüm karşılıyor, kişi veya idea en sonunda ya ölümsüz yani ölümün olmadığı bir evren veya ölümün olduğu ve yok olduğun bir evren tasarlıyor kendisine. Ölümün gerçekliği askında insanlığı bu hale getirmiş halde. Dinler, devletler, idolojiler ve birçoğu ortaya çıkmıştır. İnsanların birbirlerini herhangi bir şeyi yaptırabilmek için tehdit edebileceği en yüksek derece ölümdür. Can kadar değerlisi yoktur dünyada ,bunu kurtarmak adına cennet bahşedildi insanoğluna. Ya muhammed ya isa, dökülen onca kan mı besliyor cehennemi yoksa?

Yorumlar
Yorum Gönder