Ana içeriğe atla

DÜZEN-SİZ

H

ayatımızın düzenini bizler mi oluştururuz yoksa hazır olan, kurulu bir düzenin üzerinde mi yaşarız? Çoğumuzun da farkına vardığı bir durum olan aile, bizlerin doğuştan ergenliğin son evrelerine kadar bir kalıp içersinde büyümemize sebep olan kurumdur. Bu kalıbın dışına çıktığımızda ise toplumsal baskı, yasalar ve en sonunda bireysel limit önümüz çıkıyor.


    Bizlerin herzaman iyiliğini düşünen, her daim yanımızda olmak isteyen ailemiz, çoğu zaman bizlere faydası olmak yerine zararı olan tutumlar ve davranışlar sergiler. En ufak bir hatada kendilerinin düzeltmesi, yeme alışkanlıklarına müdahale, hangi alanda bilgiler edinmemiz gerektiği, sosyal ilişkiler diye giden uzun bir liste bu duruma güzel örnekler sunabilir. Bu durumu en güzel özetleyen durum bir kelebeğin oluşumudur. Eğer ki kelebek kozasından çıkarken ona yardım edersek, kanatlarına yeterince kuvvet uygulamadığı için güçlenemeyecek ve hiçbir zaman normal kelebekler gibi özgürce uçamayacaktır. Kelebek uçmaya başladıktan sonra onu korumamız da bir sakınca yoktur fakat öncesinde kozasını yırtmasına yardım etmememiz gereklidir. Aynı ergenlik evresende ki kişilere edilen müdahaleler gibi.

    Bu tür hormanel ve psikolojik evreleri aşarken karşımıza kırılma noktaları çıkar genelde. Başımıza gelen belirli bir kaç olay, içinde yaşamakta bulunduğumuz düzeni altüst eder. Benliğimiz bulmaya çıktığımız bu yolda kaybolduğumuzun farkına varmamız uzun bir zaman alır. Neticede kaybolduğunu ancak kaybolduğun vakit fark edebilirsin. Ne kadar çok yardım alırsan güvenli yollardan o kadar çok uzaklaşırsın ve birden o yardım ortadan kalktığında ne zaman kaybolduğunu bile bulamaz bir şekilde, deyim yerindeyse dona kalırsın... Toplumun sana dayattığı yaşam şeklini benimsemek seni bu düzenin içerisinde tutacağını sanıyorsan da yanılıyorsun, lakin ayna herzaman aynı görüntüyü vermez önemli olan güneşin altındaki cam olmaktır. Çünkü, cam olduğun vakit olayların arkasında ki gerçeği görmen de kaçınılmaz bir durumdur.

    Gerçekler herzaman doğrular demek değildir. Herkesin bildiği bir gerçeği dile getiren kişinin günah keçisi misali cezalandırılması örneğini birçok kez herbirimiz daha öncesinde şahit olmuştur. Bu yüzden yasalar vardır. Gerçek veya doğru ayırtmaksızın konulan kanunların uyulmaması durumda cezalandırmalar, kişiyi yaptığı hatadan vazgeçmesi için vardır.  Peki bu yasalar bizleri neden etkiler eğer yanlış yapmıyorsak veya kurallara aykrı değilsek. İçinizde bulunduğunuz ülkeyi seviyor veya sevmiyor olabilirsiniz fakat bu ülkede doğmayı siz mi seçtiniz veya bu kanunları sizler mi yazdınız? Cidden böyle bir Yasa Düzeninin olduğu Dünya da yaşamak için mi varsınız? İnsanlar ergenlik döneminde ailesinin koyduğu düzene baş kaldırırken, orta yaşta ise ülkesine baş kaldırır... Çünkü artık kendisi gibi düşüncelerinin de kapladığı boyut büymüştür.

    Peki sonrasında ne olucak? Diyelim ki muhtemeş bir dünya bir dünya düzeni kurdunuz veya uyumadan önce hayalini kurduğunuz herşeyi gerçekleştirdiniz, sonrasında sizi ne bekliyor? Elde ettiğiniz onca şey sizlere ifade ettiği şey yerinizde başka birisi olsa ne ifade ederdi diye düşündüğünüzde aklınıza ne geliyor. İpucu vermeden önce sizleri biraz düşünmeye sevk etmek istiyorum. Öncelikle derin bir nefes alın ve sonrasında çevrenize 360 derece olacak şekilde bir göz gezdirin sonrasında ufak bir ses bir harf söyleyin ve kendi sesinizi işitin bu ses tam olarak ne ifade ediyor, ve son olarak herşey ne içindi sorusunu yöneltin. 

    Ölüm ölene kadar elde edemeyeceğimiz tek gerçektir. Bizleri bu düzenin son noktası olan ölüm karşılıyor, kişi veya idea en sonunda ya ölümsüz yani ölümün olmadığı bir evren veya ölümün olduğu ve yok olduğun bir evren tasarlıyor kendisine. Ölümün gerçekliği askında insanlığı bu hale getirmiş halde. Dinler, devletler, idolojiler ve birçoğu ortaya çıkmıştır. İnsanların birbirlerini herhangi bir şeyi yaptırabilmek için tehdit edebileceği en yüksek derece ölümdür. Can kadar değerlisi yoktur dünyada ,bunu kurtarmak adına cennet bahşedildi insanoğluna. Ya muhammed ya isa, dökülen onca kan mı besliyor cehennemi yoksa?


    - Ufak bir yorum eklemek istiyorum, Tanrı herşeyin sahibi fakat tek elede edemediği şeyin ölüm olduğunu varsaydığımız bir ideolojik evren modelinde kendinizi bu Tanrının yerine koyup, kendinize olabilcek bütün soruları yöneltmenizi ve yorum kısmına bir tanesini yazmanız rica ediyorum. Benim yönelttiğim soru "Yok olmak veya Ölüm nasıl bir duygu?".



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DELİ-K

D eliğin dibinden çıkışa baktığımızda gördüğümüz ışık bakmaya devam ettiğimiz sürece ufalacaktır. Deliğin çıkışından dibine baktığımızda gördüğümüz karanlık ise bakmaya devam ettiğimiz sürece büyüyecektir. İki farklı yerde yaptığımız aynı eylemler farklı sonuçlar verebilir fakat bu durumda ışık mı ufalıyor karanlık mı büyüyor? Bu sorunun cevabını ancak ekranın büyümesi ile açıklayabiliriz. Deliğin çıkışı büyümüyor veya küçülmüyor, bizler oradan uzaklaştıkça tek büyüyen şey bizim ekranımızken küçülen şey ışığın kapladığı yerin ekranda sabit olmasıdır. Bu yüzden zamanla o ışık küçülür, oraya daha çok odaklanırız ve etraf daha çok kararır.  Deliğin dibine baktığımızda ise yumuşak bir ışık sadece kenarları aydınlatır fakat odak noktamız en diptir. Bu dip noktanın karanlığı zamanla kenarlara doğru artacaktır bu ise bakar kör durumu gibidir. Atlara takılan gözlük misali, odak noktamızdaki karanlık çevremizde ki ışığı, güzelliği görmemizi engeller.  Dipteki aydınlığa, üstteki karanlı...

KARANTİNA GÜNLÜĞÜ

K arantina salgının dünyaya yayıldığı bir dönemde geçen, yaşamın değerini başka yönlerinden ele aldığımız bir dönem. Günümüz insanının toplumdan soyutlanmak istediği ama bir türlü fırsat bulamadığı ve artık bu imkânı elde ettiği bir yaşam. Global hale gelmiş dünyanın içinde kafeslenmiş ve ölümü bekleyen canlılar haline geldik. Bu durum belki bazılarımızı üzse de benim için gayet keyif aldığım bir dönem haline geldi. Şu an aralık ayındayız Covid-19 salgının ortaya çıkmasının üzerinden 1 sene geçti, insanlar bu salgından dolayı ölüyor veya kalıcı yaralar ediniyor. Bazılarımız ise bu virüse yakalanmıyoruz fakat bizlerin de kalıcı yarası psikolojimizin temelinde yatıyor. Okullar kaplı, iş yerleri iflas ediyor ve yaşam artık daha da çekinilmez bir hal alıyor. Aşı çıksa bile buna karşı komplo teorileri havada uçuşuyor. Atalarımız demiş ki: “Ne ekersen onu biçersin.” Bu sözden de anlaşıldığı üzere bizler ya dünyaya en kötü zehirli bilinci ektik ya da en sağlıklı bilinci veya 2sini birden ...