Ana içeriğe atla

Kayıtlar

ÜÇ GEN

 G elişimsel süreçte dikkate alınması gereken önemli olayları 3 katmanda 3 evrede 3 şekilde inceleyebiliriz.   Bu üç katmanın altı olduğumuz yer ve üstü olarak nitelendirebilir, 3 evreyi doğmadan öncesi doğum anı ve ölüm anı olarak düşünebiliriz, 3 şekli ise “Tek nokta” “İki Nokta” ve “3 Nokta” olarak nitelendirebiliriz, yani birinci boyut, ikinci boyut ve üçüncü boyut şeklinde. Üçün döngüsü içerisinde hapsolmuş çizgilerin paralele evrenleri oluştur mükemmel daireyi. Aynı insanın doğumundan öncesini ve sonrasını bilmediği gibi hapsolduğu düzende olduğu gibi. Belki bu yüzdendir tarafların karşılıklı olması çünkü hepsi tek bir düzlem ve çizginin üzerinde. Geleceğin kaygısı, geçmişin ise yükü içinde bulunduğu anın bütünlüğüdür. 3 Dairenin 3 kesişiminin ise mükemmel üçgeni oluşturduğunu unutmamalıyız.   Hayatımızda en önemli 2 şey anne ve baba çünkü onların olmadığı bir senaryoda sen olmazdın, onlarla beraber üç gen olmuş olur. Sadece fiziksel olarak değil insanların ru...
En son yayınlar

CİNS

İ nsanların cinslere ayrılması geçmişten gelen bir düşünce yapısıdır. Bunun temelinde kanunların koyulmaya başlanması geldiğini düşünmekteyim. Kadın-Erkek olarak ikiye ayrılan toplumun temelinde gruplaşma ve ötekileştirme yatmaktadır. Bu çatışmada erkeğin dönemin şartlarından dolayı kas gücü ile kadını baskı altına adlığını gözlemlemekteyiz. Fakat günümüzde bu durum artık aynı durumda değildir. Kendisini sadece kadın veya erkek olarak tanımlamak yerine başka bir cinse ait olduğunu söyleyen ve bu his ile ömrünü geçiren çok fazla insan vardır, bu yüzden günümüzdeki çatışmanın bence günümüzde incelenmesi ve geçmişte yaşananlardan ayrı bir şekilde incelenmesi en sağlıklı yorumlama tarzı olacaktır.   Öncelikle bizler insanız ve insan olarak bu yorumlamaya başlamak istiyorum. En temel dürtümüz olan hayatta kalma bizleri günümüze getirdi. Hayatta kalmak için en başta su ve yemeğe ihtiyaç duyulmaktadır. Su ve yemek yokluğunda olan bir toplumda cinslerin çatışmasını görmek olası değildir ...

Maymun Asil, Biz Sefil

H epimizin bir madde olduğu gerçeğini kabul ederek hayatımızı yaşaması en doğru kararlardan birisidir. İçimizde oluşan kimyasal tepkimeler, hormonların artışı ve azalışı, kan basıncı gibi tonla faktörün kararlarımızı etkilediğini düşünürüz. Gideceğimiz yolun elimizde olduğu, ipleri sıkı tuttuğumuzda veya saldığımızda bizin karar verici olduğunu düşünürüz. Fakat yanılıyoruz! Evrenin başlangıcından bu yazıyı okuduğunuz ana kadar olan sürede bizi biz yapan her şey geçmişte yapılmış olanlar eylemlerin sonucudur. Bir çarkın dişlisi bile olamayacak kadar küçük bir bilince sahip olan canlılarız. Özümüz evrenle kıyas götüremeyecek kadar büyük bir benlik fakat önümüzde evrene karşı neredeyse yok denilebilecek bir hiçlik. Bunun sebebi evrenin aslında biz olmamızdır, bir bütün olarak düşündüğümüz zaman evrenin üstüne çıkmamızdır.  Düşüncelerimizin oluşumunda hiçbir etkimizin olmadığı su geçirmez bir gerçektir. Bu oluşuma müdahale edebilmiş olsaydık o zaman evrenden belki bağımsız olabilirdi...

KABUK

S ınırlarımızı bir kabuk olarak gördüğümüzde beynimizin gelişimi ile bu kabuğa bir türlü sığamamaya başlarız. Sürekli gelişen ve değişen düşüncelerimiz bir süre sonra kaosa dönüşmektedir. Dağınık bir ev gibi her adımda ayağımıza takılan veya konforu ortadan kaldıran bir ortam yaratır bizlere. Eğer normal bir yaşantı süren birisiyseniz bu gibi sıkıntılardan çok takıntılarınız oluşmaktadır. Fakat kabuğuna sığamayanlar tek ve yegâne bir takıntısı vardır o da kabuğunu kırmaktır. Sürekli araştıran, okuyan ve sorgulayan bir zihin için en büyük ızdırap bu olsa gerek, çünkü tam oldu derken birden bir çıtırtı sesi gelir zihninden. Kabuğun tekrar oluşumunun gerektirdiği o süreçte savunmasız kalacaktır ve bunun verdiği paranoya her defa daha da sancılı geçmek zorundadır. Ne kadar büyükseniz o denli savunmasızsınız demektir ve o denli kırılgan. Bunu şöyle örneklendirebiliriz; büyük bir fanusumuz olsun yere düşmesi bir kenara, alacağı en ufak darbede un ufak olabilir fakat bir camdan bilyeyi duvara...

DELİ-K

D eliğin dibinden çıkışa baktığımızda gördüğümüz ışık bakmaya devam ettiğimiz sürece ufalacaktır. Deliğin çıkışından dibine baktığımızda gördüğümüz karanlık ise bakmaya devam ettiğimiz sürece büyüyecektir. İki farklı yerde yaptığımız aynı eylemler farklı sonuçlar verebilir fakat bu durumda ışık mı ufalıyor karanlık mı büyüyor? Bu sorunun cevabını ancak ekranın büyümesi ile açıklayabiliriz. Deliğin çıkışı büyümüyor veya küçülmüyor, bizler oradan uzaklaştıkça tek büyüyen şey bizim ekranımızken küçülen şey ışığın kapladığı yerin ekranda sabit olmasıdır. Bu yüzden zamanla o ışık küçülür, oraya daha çok odaklanırız ve etraf daha çok kararır.  Deliğin dibine baktığımızda ise yumuşak bir ışık sadece kenarları aydınlatır fakat odak noktamız en diptir. Bu dip noktanın karanlığı zamanla kenarlara doğru artacaktır bu ise bakar kör durumu gibidir. Atlara takılan gözlük misali, odak noktamızdaki karanlık çevremizde ki ışığı, güzelliği görmemizi engeller.  Dipteki aydınlığa, üstteki karanlı...

DÜZEN-SİZ

H ayatımızın düzenini bizler mi oluştururuz yoksa hazır olan, kurulu bir düzenin üzerinde mi yaşarız? Çoğumuzun da farkına vardığı bir durum olan aile, bizlerin doğuştan ergenliğin son evrelerine kadar bir kalıp içersinde büyümemize sebep olan kurumdur. Bu kalıbın dışına çıktığımızda ise toplumsal baskı, yasalar ve en sonunda bireysel limit önümüz çıkıyor.     Bizlerin herzaman iyiliğini düşünen, her daim yanımızda olmak isteyen ailemiz, çoğu zaman bizlere faydası olmak yerine zararı olan tutumlar ve davranışlar sergiler. En ufak bir hatada kendilerinin düzeltmesi, yeme alışkanlıklarına müdahale, hangi alanda bilgiler edinmemiz gerektiği, sosyal ilişkiler diye giden uzun bir liste bu duruma güzel örnekler sunabilir. Bu durumu en güzel özetleyen durum bir kelebeğin oluşumudur. Eğer ki kelebek kozasından çıkarken ona yardım edersek, kanatlarına yeterince kuvvet uygulamadığı için güçlenemeyecek ve hiçbir zaman normal kelebekler gibi özgürce uçamayacaktır. Kelebek uçmaya başladıkt...

DERİNLİĞİN ANALİZİ

H ayatımızın rengarenk bir çiçek bahçesine dönüşebilmesi için yaptığımız analizin ölçütünü kaçırmamak gereklidir, çünkü aşırı gübre çiçeklerin köklerini yakıp onları kurutucaktır. Yaptığımız analizler hayatımızı beslemek için kullanığımız toprağa ne derece nüfuz ediyor ve ne sıklıkla yapıyoruz gibi aslında sorulması gereken ama önemsemediğimiz sorulardır. Analiz derinliğini sosyo-soyutsal refleks analizin önemi kadardır.     Analiz aslında azami miktarda bile hayat kurtaran bir eylemdir. Farkında olmadan aslında bütün canlılar bilinçsizde olsa analiz yaparlar. Örneğin, ay çiçeği güneşin batışını, hayvanlar renklerinden yenmemesi veya yenmesi gereken besinleri ayırt edebilir. Bu durum insanlarda ise çok karışık bir hal alır, beyinsel evrimimiz bizleri getirdiği noktada analiz vazgeçilmez bir özelliğimiz olmuş halde. Diğer canlılara oranla günlük hayatta farkında olmadan, refleks olarak yaptığımız bir çok analiz vardır; hangi ürün daha kaliteli ve ucuz, neresi birşeyler içmek iç...