Ana içeriğe atla

CİNS

İ

nsanların cinslere ayrılması geçmişten gelen bir düşünce yapısıdır. Bunun temelinde kanunların koyulmaya başlanması geldiğini düşünmekteyim. Kadın-Erkek olarak ikiye ayrılan toplumun temelinde gruplaşma ve ötekileştirme yatmaktadır. Bu çatışmada erkeğin dönemin şartlarından dolayı kas gücü ile kadını baskı altına adlığını gözlemlemekteyiz. Fakat günümüzde bu durum artık aynı durumda değildir. Kendisini sadece kadın veya erkek olarak tanımlamak yerine başka bir cinse ait olduğunu söyleyen ve bu his ile ömrünü geçiren çok fazla insan vardır, bu yüzden günümüzdeki çatışmanın bence günümüzde incelenmesi ve geçmişte yaşananlardan ayrı bir şekilde incelenmesi en sağlıklı yorumlama tarzı olacaktır.

 Öncelikle bizler insanız ve insan olarak bu yorumlamaya başlamak istiyorum. En temel dürtümüz olan hayatta kalma bizleri günümüze getirdi. Hayatta kalmak için en başta su ve yemeğe ihtiyaç duyulmaktadır. Su ve yemek yokluğunda olan bir toplumda cinslerin çatışmasını görmek olası değildir çünkü hep birlikte hareket edip buna ulaşılması gerekir, ardından barınma ve üreme gelmektedir. Bu 3 şey canlılığın temelini oluşturur. 3 temel ihtiyacın karşılanmasının ardından ise rahat yaşamaya başlayan toplumda diğer düşünce ve duygular ortaya çıkmaktadır.

Kadının doğum yaptığı, erkeğin ise kadını döllediği bir düzendeyiz. Bu durumdan ne yazık ki bir kaçışımız yok bunu kabul etmek zorundayız. Genellemeler genelde yanlış kanılara sürükler bizleri bu yüzden genellemelerden kaçınmak için elimizden geleni yapmalıyız. Mesela bir kadına sen bu işi yapamazsın veya bir erkeğe sen böyle hareket edemezsin demenin bir farkı yoktur. Her erkek kas gücüne dayalı işte çalışacak diye bir durum nasıl yoksa her kadın evde oturup ailesine bakacak diye bir şey aynı şekilde kabul edilemez bir sözdür.

Toplumsal bilinç aslında toplumda bulunan bireylerin fiziksel, ruhsal, duygusal ve istekleri onların olgunlaştıklarında ne yapacaklarına karar vermesinde destek olması gerekir. Fakat bu günümüz dünyasında nadir rastlanan bir durumdur. Bizler ne için yaşıyoruz, kendi içimizde dahi bu kadar çok düşünceli, karmaşık ve kaotik bir dünyamız varken dışımızda yaşanan dünyada nasıl sağlıklı düşünebiliriz. Bizim gibi düşünmeyenlere verdiğimiz tepkiler cidden bu kadar sert olunca neyi değiştirebiliriz ki?

Kadını veya erkeği o kadar özelleştirmiş haldeyiz ki kim olduğumuzu unutmuş haldeyiz. Her olayda cinsleri işin içine katarak cidden sorunu mu çözüyoruz yoksa sorun mu çıkarıyoruz. Bu konular konuşulmasın demiyorum fakat doğru soru “Kadın ve Erkek EŞİT mi?” değil “İnsanlar EŞİT mi?” olmalıdır. Bunu söylememin sebebi bizler eşit şartlarda yaşamadığımız sürece zaten asla insan olarak eşit olamazken bir de cinslere ayrılmak işleri sadece yokuşa sürüyor.

Cidden ne önemi var bu sorunun, eşit olma durumunun. Bütün imkanlar herkese eşit sunulsa bile asla eşit olamayacağız, çünkü bizler insanız. İnsan olduğumuzu anladığımız gün bu tarz sorularla tartışmayacağımız gerçeğiyle yüzleşmeye korkuyoruz çünkü daha zor ve bizim canımızı acıtacak sorular ile karşı karşıya kalacağız. Toplumsal ahlak düzeninin en temel sorunu çözülecek ve bu gizem perdesi artık aralanmış olacak. Kimse rahatının bozulmasını istemez, olduğu gibi devam etmek “Comfort Zone”undan çıkmak istemez. Ben onlardan değilim çünkü ben bir insanım. Gelişmeye, sorgulamaya, düşünmeye devam edeceğim…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DELİ-K

D eliğin dibinden çıkışa baktığımızda gördüğümüz ışık bakmaya devam ettiğimiz sürece ufalacaktır. Deliğin çıkışından dibine baktığımızda gördüğümüz karanlık ise bakmaya devam ettiğimiz sürece büyüyecektir. İki farklı yerde yaptığımız aynı eylemler farklı sonuçlar verebilir fakat bu durumda ışık mı ufalıyor karanlık mı büyüyor? Bu sorunun cevabını ancak ekranın büyümesi ile açıklayabiliriz. Deliğin çıkışı büyümüyor veya küçülmüyor, bizler oradan uzaklaştıkça tek büyüyen şey bizim ekranımızken küçülen şey ışığın kapladığı yerin ekranda sabit olmasıdır. Bu yüzden zamanla o ışık küçülür, oraya daha çok odaklanırız ve etraf daha çok kararır.  Deliğin dibine baktığımızda ise yumuşak bir ışık sadece kenarları aydınlatır fakat odak noktamız en diptir. Bu dip noktanın karanlığı zamanla kenarlara doğru artacaktır bu ise bakar kör durumu gibidir. Atlara takılan gözlük misali, odak noktamızdaki karanlık çevremizde ki ışığı, güzelliği görmemizi engeller.  Dipteki aydınlığa, üstteki karanlı...

KARANTİNA GÜNLÜĞÜ

K arantina salgının dünyaya yayıldığı bir dönemde geçen, yaşamın değerini başka yönlerinden ele aldığımız bir dönem. Günümüz insanının toplumdan soyutlanmak istediği ama bir türlü fırsat bulamadığı ve artık bu imkânı elde ettiği bir yaşam. Global hale gelmiş dünyanın içinde kafeslenmiş ve ölümü bekleyen canlılar haline geldik. Bu durum belki bazılarımızı üzse de benim için gayet keyif aldığım bir dönem haline geldi. Şu an aralık ayındayız Covid-19 salgının ortaya çıkmasının üzerinden 1 sene geçti, insanlar bu salgından dolayı ölüyor veya kalıcı yaralar ediniyor. Bazılarımız ise bu virüse yakalanmıyoruz fakat bizlerin de kalıcı yarası psikolojimizin temelinde yatıyor. Okullar kaplı, iş yerleri iflas ediyor ve yaşam artık daha da çekinilmez bir hal alıyor. Aşı çıksa bile buna karşı komplo teorileri havada uçuşuyor. Atalarımız demiş ki: “Ne ekersen onu biçersin.” Bu sözden de anlaşıldığı üzere bizler ya dünyaya en kötü zehirli bilinci ektik ya da en sağlıklı bilinci veya 2sini birden ...

DÜZEN-SİZ

H ayatımızın düzenini bizler mi oluştururuz yoksa hazır olan, kurulu bir düzenin üzerinde mi yaşarız? Çoğumuzun da farkına vardığı bir durum olan aile, bizlerin doğuştan ergenliğin son evrelerine kadar bir kalıp içersinde büyümemize sebep olan kurumdur. Bu kalıbın dışına çıktığımızda ise toplumsal baskı, yasalar ve en sonunda bireysel limit önümüz çıkıyor.     Bizlerin herzaman iyiliğini düşünen, her daim yanımızda olmak isteyen ailemiz, çoğu zaman bizlere faydası olmak yerine zararı olan tutumlar ve davranışlar sergiler. En ufak bir hatada kendilerinin düzeltmesi, yeme alışkanlıklarına müdahale, hangi alanda bilgiler edinmemiz gerektiği, sosyal ilişkiler diye giden uzun bir liste bu duruma güzel örnekler sunabilir. Bu durumu en güzel özetleyen durum bir kelebeğin oluşumudur. Eğer ki kelebek kozasından çıkarken ona yardım edersek, kanatlarına yeterince kuvvet uygulamadığı için güçlenemeyecek ve hiçbir zaman normal kelebekler gibi özgürce uçamayacaktır. Kelebek uçmaya başladıkt...