İ
nsanların cinslere ayrılması
geçmişten gelen bir düşünce yapısıdır. Bunun temelinde kanunların koyulmaya
başlanması geldiğini düşünmekteyim. Kadın-Erkek olarak ikiye ayrılan toplumun temelinde
gruplaşma ve ötekileştirme yatmaktadır. Bu çatışmada erkeğin dönemin
şartlarından dolayı kas gücü ile kadını baskı altına adlığını gözlemlemekteyiz.
Fakat günümüzde bu durum artık aynı durumda değildir. Kendisini sadece kadın
veya erkek olarak tanımlamak yerine başka bir cinse ait olduğunu söyleyen ve bu
his ile ömrünü geçiren çok fazla insan vardır, bu yüzden günümüzdeki çatışmanın
bence günümüzde incelenmesi ve geçmişte yaşananlardan ayrı bir şekilde incelenmesi
en sağlıklı yorumlama tarzı olacaktır.
Öncelikle bizler insanız ve insan olarak bu yorumlamaya
başlamak istiyorum. En temel dürtümüz olan hayatta kalma bizleri günümüze
getirdi. Hayatta kalmak için en başta su ve yemeğe ihtiyaç duyulmaktadır. Su ve
yemek yokluğunda olan bir toplumda cinslerin çatışmasını görmek olası değildir
çünkü hep birlikte hareket edip buna ulaşılması gerekir, ardından barınma ve
üreme gelmektedir. Bu 3 şey canlılığın temelini oluşturur. 3 temel ihtiyacın
karşılanmasının ardından ise rahat yaşamaya başlayan toplumda diğer düşünce ve
duygular ortaya çıkmaktadır.
Kadının doğum yaptığı,
erkeğin ise kadını döllediği bir düzendeyiz. Bu durumdan ne yazık ki bir
kaçışımız yok bunu kabul etmek zorundayız. Genellemeler genelde yanlış kanılara
sürükler bizleri bu yüzden genellemelerden kaçınmak için elimizden geleni
yapmalıyız. Mesela bir kadına sen bu işi yapamazsın veya bir erkeğe sen böyle
hareket edemezsin demenin bir farkı yoktur. Her erkek kas gücüne dayalı işte
çalışacak diye bir durum nasıl yoksa her kadın evde oturup ailesine bakacak
diye bir şey aynı şekilde kabul edilemez bir sözdür.
Toplumsal bilinç aslında
toplumda bulunan bireylerin fiziksel, ruhsal, duygusal ve istekleri onların olgunlaştıklarında
ne yapacaklarına karar vermesinde destek olması gerekir. Fakat bu günümüz
dünyasında nadir rastlanan bir durumdur. Bizler ne için yaşıyoruz, kendi
içimizde dahi bu kadar çok düşünceli, karmaşık ve kaotik bir dünyamız varken dışımızda
yaşanan dünyada nasıl sağlıklı düşünebiliriz. Bizim gibi düşünmeyenlere
verdiğimiz tepkiler cidden bu kadar sert olunca neyi değiştirebiliriz ki?
Kadını veya erkeği o
kadar özelleştirmiş haldeyiz ki kim olduğumuzu unutmuş haldeyiz. Her olayda cinsleri
işin içine katarak cidden sorunu mu çözüyoruz yoksa sorun mu çıkarıyoruz. Bu
konular konuşulmasın demiyorum fakat doğru soru “Kadın ve Erkek EŞİT mi?”
değil “İnsanlar EŞİT mi?” olmalıdır. Bunu söylememin sebebi bizler eşit
şartlarda yaşamadığımız sürece zaten asla insan olarak eşit olamazken bir de
cinslere ayrılmak işleri sadece yokuşa sürüyor.
Cidden ne önemi var bu sorunun,
eşit olma durumunun. Bütün imkanlar herkese eşit sunulsa bile asla eşit olamayacağız,
çünkü bizler insanız. İnsan olduğumuzu anladığımız gün bu tarz sorularla
tartışmayacağımız gerçeğiyle yüzleşmeye korkuyoruz çünkü daha zor ve bizim
canımızı acıtacak sorular ile karşı karşıya kalacağız. Toplumsal ahlak
düzeninin en temel sorunu çözülecek ve bu gizem perdesi artık aralanmış olacak.
Kimse rahatının bozulmasını istemez, olduğu gibi devam etmek “Comfort Zone”undan
çıkmak istemez. Ben onlardan değilim çünkü ben bir insanım. Gelişmeye,
sorgulamaya, düşünmeye devam edeceğim…

Yorumlar
Yorum Gönder