Ana içeriğe atla

BİRİKİM AYRIMI

B

irikimin temeli oluşturan şeyler yapmaktan vazgeçtiğimiz şeyler mi yoksa yaptığımız şeylermidir? Büyük bir paradoksun kapısını yavaşça aralarken şunu hiçbir zaman unutmamalıyız, önemli olan birikimin temelinin ne olduğudur yoksa bir moloz yığını ile karşı karşıya kalmak büyük bir ihtimaldir. Birikimi manevi, bilgisel ve maddi olarak ayırmak mümkündür ve bu birikim birimleri bizim hayatımızın aslında temelini oluşturan şeylerdir.

Öncelikle maneviyat, hayatımızın olmazsa olmazı, iyi veya kötü ve doğru veya yanlış kalıplarını oluşturmamıza sebep olan aslında bizleri ayrıma sürükleyen şeydir. Materlayist bir ideada bizler sadece insan olup evrimsel süreçte faydayı ilişkilerden ön planda tutabilirdik. Fakat duygusal yapımız bizleri duruma göre haraket etmemize vesile oluyor. Bu duruma çok basit bir örnek vericek olursak, boğulmak üzere olan 2 kişi var ve siz tek kişiyi kurtarabilirsiniz. Bu kişilerden birisi yakın bir aile bireyi diğeri ise çok başarılı bir bilim insanı. Bu durumda kaldığınızda şuan mantıken bilim insanını kurtarırdım dersiniz fakat müdahale anında yakın aile bireyini tercih ederdiniz. Bu durumun maneviyat birikimi ile alakası, yıllar boyunca biriktirdiğimiz ailevi değerlerin o an ki duruma etkisi olarak düşünebiliriz. Bu birikimin temelleri binlerce yıl önce atılmıştır ve bizleri evrim sürecinde bu yola itmiştir. Bazıları bu durumun bizi geri attığını düşünüyor fakat kaçırılan çok büyük bir nokta var denge olmadan malesef ki bir canlı evrim sürecinde devam edemez. Çünkü bir kısım ne kadar çok sivrilirse diğer kısım o kadar körelir ve körelen kısım Dünya üzerinde ki canlıların en temel yapısı olan aile kavramı olursa muhtemelen, Dünyamızın şuan ki durumunu göz önünde bulundurarak, çok uzun bir süre önce yok olmuş veya yaşanabilir bir habitatın kalmamış olması gerektiğini söyleyebiliriz.

Diğer konu ise bilgi birikimi. Biz insanların dünya da söz sahibi olmamızı sağlayan en önemli birikimimiz. Bilgi aktarılabildiğinde işlev kazanır aksi durumda döngü içerisinde en temel bilgiler yıllarca tekrar eder. Bizler bilgiyi bizden sonraki gelenlere aktarabildiğimiz için şuan altımızda arablar elimizde telefonlar ile yaşayabiliyoruz. Ancak bu durumun lehimize olduğu bir çağa adım atmış bulunmaktayız... Okullarda o kadar büyük bir bilgi yığını var ki kimse bu topun altına elini koyamıyor çünkü kimse bu bilgi canavarı ile savaşabilecek güçte değil. Gençlerin kendi kendilerine bu bilgi havuzundan alması gerekeni alması ve gerisine karışmaması bekleniyor. Bu durumu düşününce aklıma sadece ilk insanın icat edebileceği o kadar çok aletin olması fakat korkudan kendisini mağralara kapatması geliyor. Günümüz gençlerinin çoğu bilgiden korkup kendisini sanal mağraya gömüyor ve burada aynı atalarımızın karanlıkta gördüğü hayali tanrılar gibi kendiside kendi hayali tanrısını oluşturyor ve ondan yardım diliyor. Aslında aradan geçen binlerce yıl bizleri biz yapmaktan hala çıkaramamış gibi duruyor. Sözüm gençlere, saksınız henüz dolmadan birikiminize alıp gelecek nesillere aktaracağınız bilgileri eğer iyi süzmezseniz metaverse evreninde tanrılara tapıcak olan insanlar adına mağranızda şimdiden üzülmeye başlayabilirsiz.

Son olarak maddi birikim. Maddi varlık çok enterasan bir durum, sebebi aslında karşıdaki kişiden seni ayıran şeyin cebindeki değerli olarak görülen bir maddeye sahip olman ve bunu sana dayatanların da bu kişilerin olması. Bu durum aklıma komünizm devrimini getiriyor, köle gibi çalışan köylülerin devleti ayakta tutması fakat devletin herşeyi kendi yaptığını zannedip bütün övgüyü ve ödülü kendine alması gibi. Günümüz dünyası da aynı durumda ilerliyor gibi, Büyük devletler aynı iş adamları gibi küçük ülkelere, işçilere-kölelere, iş buyurması bu durumu özetliyor gibi. Peki nasıl oldu bu maddi birikimde bizler küçük onlar büyük oldu? Günümüz para biriminde elimize tutuşturdukları kağıtların hammaddesel değeri gerçek değerinin binde biri değilken, nasıl oldu da bu değersiz hammadde ile çok değerli şeyler alır olduk? Dünyanın en değerli maddesi obsidyenken ne ara altın oldu? Bu tarz sorulacak çok fazla soru var fakat bizim için önemli olan konu hepimize ait olan bu dünyada olan doğduğumuz yerin kaderimiz olması. 

Birikimlerin her biri kendi içerisinde bizleri ayrıma sürüklediği bir dünyada yaşıyoruz ve nasıl olucak bilmiyorum fakat nasıl bir bütün olucaz? Önümüzde karanlık günleri kapatan bir aydınlık perde var, bu perdenin ardını aydınlatacak olan kişilerin bizler olduğunu bilmeliyiz ve bizlerin yapması gereken en önemli şey atalarımızın yapmaktan korktuğunu yapmak çünkü bu dünya da yeteri kadar tanrı var!




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DELİ-K

D eliğin dibinden çıkışa baktığımızda gördüğümüz ışık bakmaya devam ettiğimiz sürece ufalacaktır. Deliğin çıkışından dibine baktığımızda gördüğümüz karanlık ise bakmaya devam ettiğimiz sürece büyüyecektir. İki farklı yerde yaptığımız aynı eylemler farklı sonuçlar verebilir fakat bu durumda ışık mı ufalıyor karanlık mı büyüyor? Bu sorunun cevabını ancak ekranın büyümesi ile açıklayabiliriz. Deliğin çıkışı büyümüyor veya küçülmüyor, bizler oradan uzaklaştıkça tek büyüyen şey bizim ekranımızken küçülen şey ışığın kapladığı yerin ekranda sabit olmasıdır. Bu yüzden zamanla o ışık küçülür, oraya daha çok odaklanırız ve etraf daha çok kararır.  Deliğin dibine baktığımızda ise yumuşak bir ışık sadece kenarları aydınlatır fakat odak noktamız en diptir. Bu dip noktanın karanlığı zamanla kenarlara doğru artacaktır bu ise bakar kör durumu gibidir. Atlara takılan gözlük misali, odak noktamızdaki karanlık çevremizde ki ışığı, güzelliği görmemizi engeller.  Dipteki aydınlığa, üstteki karanlı...

KARANTİNA GÜNLÜĞÜ

K arantina salgının dünyaya yayıldığı bir dönemde geçen, yaşamın değerini başka yönlerinden ele aldığımız bir dönem. Günümüz insanının toplumdan soyutlanmak istediği ama bir türlü fırsat bulamadığı ve artık bu imkânı elde ettiği bir yaşam. Global hale gelmiş dünyanın içinde kafeslenmiş ve ölümü bekleyen canlılar haline geldik. Bu durum belki bazılarımızı üzse de benim için gayet keyif aldığım bir dönem haline geldi. Şu an aralık ayındayız Covid-19 salgının ortaya çıkmasının üzerinden 1 sene geçti, insanlar bu salgından dolayı ölüyor veya kalıcı yaralar ediniyor. Bazılarımız ise bu virüse yakalanmıyoruz fakat bizlerin de kalıcı yarası psikolojimizin temelinde yatıyor. Okullar kaplı, iş yerleri iflas ediyor ve yaşam artık daha da çekinilmez bir hal alıyor. Aşı çıksa bile buna karşı komplo teorileri havada uçuşuyor. Atalarımız demiş ki: “Ne ekersen onu biçersin.” Bu sözden de anlaşıldığı üzere bizler ya dünyaya en kötü zehirli bilinci ektik ya da en sağlıklı bilinci veya 2sini birden ...

DÜZEN-SİZ

H ayatımızın düzenini bizler mi oluştururuz yoksa hazır olan, kurulu bir düzenin üzerinde mi yaşarız? Çoğumuzun da farkına vardığı bir durum olan aile, bizlerin doğuştan ergenliğin son evrelerine kadar bir kalıp içersinde büyümemize sebep olan kurumdur. Bu kalıbın dışına çıktığımızda ise toplumsal baskı, yasalar ve en sonunda bireysel limit önümüz çıkıyor.     Bizlerin herzaman iyiliğini düşünen, her daim yanımızda olmak isteyen ailemiz, çoğu zaman bizlere faydası olmak yerine zararı olan tutumlar ve davranışlar sergiler. En ufak bir hatada kendilerinin düzeltmesi, yeme alışkanlıklarına müdahale, hangi alanda bilgiler edinmemiz gerektiği, sosyal ilişkiler diye giden uzun bir liste bu duruma güzel örnekler sunabilir. Bu durumu en güzel özetleyen durum bir kelebeğin oluşumudur. Eğer ki kelebek kozasından çıkarken ona yardım edersek, kanatlarına yeterince kuvvet uygulamadığı için güçlenemeyecek ve hiçbir zaman normal kelebekler gibi özgürce uçamayacaktır. Kelebek uçmaya başladıkt...